« Önceki :: Sonraki »

Su'yun öyküsü !

Önce buluta verdi sırrını, agır geldi sır buluta. Saganak saganak döktü suyun tüm sırlarını..

Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrını yagmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurdugu için, zaman zaman taşıyordu göl ve çıkıyordu suyun sırrı iyice açığa..
Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti..

Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...
Çağlayanlar, şelaleler, akarsular. .. Hepsi kayboluyordu bir anda..

Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su, bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla, ırmaklarla... okyanusa taşındığını.

Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu. Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....

Geçenlerde karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok ugraştım konuşturamadım.
Ben tam giderken ''Dur !'' dedi su.
Durdum!
''Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma! Taşıyamazlar,
kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar.. ..'' dedi.

ALINTI

Yorum (0)

YAKLAŞ(MA) !

YAKLAŞMA !


UZAKLAŞ , DİDİK DİDİK EDERİM HAYATINI !


BENDEN BAŞKASINA YAŞATMAMM SENİ !


TARİHİNİ WURUR ANILARINI ASARIM !


YÜREĞİNE SAPLARIM KENDİMİ !

Yorum (0)

hayat seninle son bulmalı

Böyle uzak uzak bakma gözlerime ne olur
O küskün bakışlarını saplama yüreğime
Bir sen kaldın düşlerimin zirvesinde
Bir sen kaldın umutlarımın ötesinde
Bir sen...

 

Ben anadan doğma yaralı, yorgun
Ben anadan doğma yürekten vurgun
Ben anadan doğma sana sevdalı
Seninle başladı hayat hikayem
Seninle son bulmalı!

Yorum (1)

KIRDIM KALEMİMİ GÖTÜR KENDİNİ SATIRLARIMDAN

 

Kırdım kalemimi ... Hadi götür kendini satırlarımdan...

Son...

Bir bitişin matemini yazıyor içimdeki harfler... Kimsenin masalına benden sonra kahraman olma... Kimse seni ben kadar saramayacak adam/ım...

Gece(m)'e uzanmasın gün ışığı... Ölmeyi becereceğim bu sefer... Yaşarken, kahkahalarının tam ortasından vuracağım seni... Aydınlık gülüşüne eklenecek karanlığım... Ayazlar isteyeceksin yüreğine, sarılıp donmak için. O kadar kor olacağım ki, ayazlar isteyeceksin bensiz gecelerinden...

Boğazımda hala düğümler... Yutkunsam nefessiz kalıyorum, yutkunmasam ölüyorum derdim ya... Hem nefessizim artık şehrinde hem de ölü... Parmak aralarında, ellerimin izleri... Dilinde harflerin faili mechul cinayeti... Bir sabah kalkacak, acı bir telaş, belki gördüğün kabus, uzanacaksın telefona sanki yeni doğmuş bebeği sımsıkı tutarmış gibi avuçlarında hissetsende beni, ben seni duymayacağım...

Bu masal da birinci tekil şahıs olmadı hiç... Benle hiç karşılaşmadım pragraflarında... Kadim bir uygarlıktım... Sadece Tanrı'sı olan... Dönsen dünlerine ne yazar? İşlemediğim cinayetlere çıkardığın aflarında olmasa, suçlarımın iç acılarının toplamı idam yapıyor! Hadi durma idam et beni! Bölmeden, çarpmadan,toplamadan, hesapsızca öldür... Paydalarıma yeni sızılar eklemeden, göm beni siyahına!

Bir aşkın gölgelerinden kaç kez geçebilirsin?
O gölgelerde kaç kez kaybolabilirsin?
Kaç kez gözyaşlarında aynı parmak izlerine rastlayabilirsin?
Kaç kez düşebilirsin yarınsız düşlerden?
Oysa düşebilmek için önce koşmak gerek, ben emeklemeyi bile bilmiyordum, düşünden karanlığına düşerken...
Yorgunum...
Düşe düşe kan revan oldu dizlerim, bebekliğimde bu kadar acımamıştır canım...
Halsizim...
Cevap ver diye yazmıyorum bunları sana, yüreğimin boşluklarında yankılanıyor çığlıklarım iç duvarlarıma. Sesimi sadece ben duyuyorum, farkındayım...

Ne kadar harf kalabalığın vardı senin, bana kayıplık düştü, kendimi ararken cümlelerinde... Kayıbım şimdi yüklemlerinde, öznelerinde, bana dair kurduğun ne varsa hepsinde...

Giden gider, kalandır terkeden, bu sözlerin hepsi yalan! Biten bir şey yok... Gittikçe sana çıktı yollarım, kaldıkça da yokluğunla vurdun beni... Ama vardın, hep sendin, hep sendim... Masallar hep aynı bitmez, doğru. Kız çocukları da büyür bir gün... Gökten üç elma düşmez kimi zaman. Kaç elma bekledin sen? Bir elmayı bile paylaşamamışken daha biz?
Masal bitti, bu son başka son desemde, parantez içlerinde bitme/di diyorum... Bit/me adam/ım... Yit/me...

Gözlerinin duvarında yazıyor, adım... İndir/me kirpiklerini...

Adam/ım imlası bozuk noktalarım...
Yutkunamadığım sesli harflerim...
Varlığımı unuttuğum, yokluğunda seni aramaktan...
Gelinlik kızın düşünde ki beyaz...
Düş/me ,sokakların kalabalığında kirlen/me...
Sevme hiç kimseyi benim kadar...
Kaybol/ma dilinden anlamayan sevdaların yüklemlerinde...


Dudaklarından bir mermi düştü adının hecelerine, sızı dindi... Alt tarafı iki heceydin zaten, delik deşik oldu sen'li beş harfim... Aşk(ım) yamalı değil, delik deşik...

Bir şarkımız da yok, hani aklına gelirsem hatrına düşeceğim... Azraile tebessüm edecek kadar özlemek ölümü, nedir bilir misin sen koca adam/ım? Bir masala başlarken, bir sonu karalamak yürek haritana...

Kırdım kalemimi ... Hadi götür kendini satırlarımdan... Hadi git...

Ben senin için yanlış masaldım, sense mızıkçı kahraman/ım...

İçimde ki çocuk öldü... Büyüdüm...
 
 
 
 
GECEM EFSUN
 
 
hocama aittir !!!

Yorum (0)

 

cümle alem kıskanır seninle dostluğumu dilerim ki allahım göstermez yokluğunu uzak olsak ne çıkar sensin gönlümde servet sewenler dostlarına bir gün kavuşur elbet moralim biraz bozuk yüreğim durgun buruk hayat sensen dünya güzel hasretlerden yorulduk ewarmı böyle bi dostluk yokuşlu yollardan koştuk ya birlikde ağladık yada beraber coştuk sensiz olmuyor dostum zaman geçmiyor...
dostum kelimeler sözcükler bana yetmiyor...
 
hayat böyle çekilmiyoR...

 

Yorum (0)